

Üçgenleşme, iki kişi arasında yükselen bir gerilimin doğrudan konuşulmak yerine üçüncü bir kişiye, çoğu zaman bir çocuğa, bir yakına ya da bir konuya kaydırılmasıdır. Murray Bowen’ın 1950’li yıllarda geliştirdiği aile sistemleri teorisinde bu örüntü, ikili ilişkinin taşıyamadığı yükü sistemin başka bir noktasına devretmesinin en temel yoludur.
Ayşe ile Kerem’i düşünün. Altı yıldır evliler ve son aylarda aralarında konuşulmayan bir gerginlik birikmiş durumda. Ama kavga etmiyorlar. Bunun yerine ikisi de yedi yaşındaki oğullarının ödevlerini yapmaması üzerinden tartışıyor, asıl mesele hiç masaya gelmiyor.
Bu kayma kaza değil. Sistemik terapi penceresinden bakıldığında, iki kişilik bir ilişki belirli bir gerilim eşiğini aştığında üçüncü bir nokta devreye girer. Bu yazıda bu mekanizmanın nasıl işlediğine, en sık nerede ortaya çıktığına ve fark edildiğinde ne yapılabileceğine bakacağız.
Bowen, aile sistemleri teorisini oluştururken birbirine bağlı sekiz temel kavram tanımlamıştı. Üçgenleşme bunlardan biri ve belki de klinikte en sık gözlemlenenidir. Teoriyi sistemleştirdiği 1966 tarihli makalesinde Bowen, iki kişilik ilişkilerin doğası gereği kararsız olduğunu, gerilim arttığında üçüncü bir unsurun devreye girerek sistemi dengelediğini anlatır.
Burada “üçüncü unsur” mutlaka bir insan olmak zorunda değil. Bir çocuk, bir kayınvalide, bir iş arkadaşı olabileceği gibi, bir mesele de olabilir. Alkol, aşırı çalışma, bir evcil hayvan ya da sürekli konuşulan bir “dış düşman” da aynı işlevi görebilir.
Önemli olan şu. Üçüncü nokta, iki kişinin birbirine doğrudan bakmasını erteleyen bir yapı kurar. Gerilim azalmış gibi hissedilir ama aslında sadece yer değiştirmiştir.

Bunun cevabı dairesel nedensellik kavramında saklı. Sistemik bakışta bir davranış tek bir sebepten doğmaz, karşılıklı etkileşimlerin döngüsel bir sonucudur. Kerem’in sessizleşmesi Ayşe’yi daha fazla konuşmaya iter, Ayşe’nin konuşması Kerem’i daha fazla sessizleşmeye iter. Döngü kendini besler.
Bu döngü dayanılmaz hale geldiğinde beyin, tabiri caizse bir çıkış arar. İki kişi arasındaki yük, üçüncü bir nokta üzerinden dolaylı yoldan ifade edilir. Böylece doğrudan çatışmanın getirdiği tehdit azalır, çünkü artık mesele “biz” değil “o”dur. Bu döngü, çiftlerde sık görülen tekrarlayan kavga örüntüsüyle de yakından ilişkilidir.
Şöyle bir soru sormayı deneyin kendinize. “Son tartışmamız gerçekten kiminle ilgiliydi, yoksa bir başkası üzerinden mi konuşuyorduk?” Çoğu zaman cevap şaşırtıcı olur.
Klinik gözlemlerde üçgenleşme belirli alanlarda tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. En sık görüleni ebeveyn-çocuk ekseni. Çiftler arasındaki gerilim, çocuğun okul başarısı, uyku düzeni ya da davranışı üzerinden tartışılır hale gelir.
Bir diğer sık görülen alan kayınvalide-gelin dinamiği. Burada asıl mesele genellikle eşler arasındaki sınır belirsizliğidir, ama tartışma hep üçüncü kişi üzerinden yürür.
İş ortamında da benzer bir örüntü görülür. İki çalışan arasındaki anlaşmazlık doğrudan konuşulmaz, bunun yerine her ikisi de üçüncü bir meslektaşı kendi tarafına çekmeye çalışır. Arkadaş gruplarında da “dedikodu üçgeni” aynı mantıkla işler, iki kişi arasındaki gerginlik grubun geri kalanına yayılır.
Birkaç işaret var. Bir konuşmada sürekli “o yüzünden” ya da “onsuz olsa” cümleleri kuruyorsanız, dikkatiniz üçüncü bir noktaya kaymış olabilir. Asıl ilişkideki konu nadiren doğrudan masaya geliyorsa bu da bir işarettir.
Bir başka ipucu, üçüncü kişinin yokluğunda gerilimin aniden azalması. Örneğin çocuk büyükanne ve büyükbabaya gittiğinde evdeki hava bir anda değişiyorsa, çocuğun sistemde bir denge unsuru olarak kullanıldığını düşündürür.
Burada amaç suçlamak değil, görmek. Fark etmek, örüntüyü kırmanın ilk adımıdır. Kader değil, olasılıktır, ve değiştirilebilir bir olasılıktır.

Bowen’ın önerdiği çıkış yolu, kendi kuramında “benliğin farklılaşması” olarak adlandırılır. Bu, ailesinden ya da eşinden kopmak değil, yakın kalırken kendi duygusal tepkilerini ayırt edebilmektir.
Pratikte bu şu demek. Ayşe, oğlunun ödevi üzerinden konuşmak yerine Kerem’e doğrudan “son zamanlarda aramızda bir mesafe hissediyorum” diyebilir. Bu cümle risklidir çünkü üçüncü noktanın koruyucu kalkanı yoktur. Ama asıl değişim de burada başlar.
Kitabımda da ele aldığım gibi, bir ilişkide önceliğin net olması üçgenleşmeye karşı en güçlü korumalardan biridir. Çift, aralarındaki meseleyi kendi aralarında tutmayı seçtiğinde, üçüncü noktalar zamanla sistemdeki yükünü kaybeder.
Bu süreç tek seferde olmaz. Küçük, tekrarlayan adımlarla ilerler. Ama her doğrudan konuşma, sistemdeki dengeyi biraz daha sağlıklı bir yere taşır.
Hayır. Ebeveyn-çocuk, kardeşler, iş arkadaşları ve arkadaş grupları arasında da görülür. Ortak nokta, iki kişi arasındaki gerilimin doğrudan konuşulmayıp üçüncü bir kişiye ya da meseleye kaymasıdır.
Uzun süre bu rolde kalmak çocuk için yorucu olabilir, çünkü çocuk sistemin dengesini taşıma görevi üstlenir. Fark edildiğinde ve ebeveynler kendi aralarındaki meseleyi doğrudan konuşmaya başladığında bu yük hafifler.
Hayır, geçici ve esnek üçgenler normaldir, hemen her ailede zaman zaman oluşur. Sorun, üçgenin katılaşması ve asıl ilişkinin hiç konuşulmaz hale gelmesidir.
Farkındalık önemli bir başlangıçtır ve bazı çiftler kendi aralarında bunu konuşarak ilerleyebilir. Örüntü köklüyse ya da tekrar tekrar aynı noktaya dönülüyorsa, bir uzmanla çalışmak süreci kolaylaştırabilir.
Özetle, üçgenleşme hayatın her alanında karşımıza çıkabilecek, çoğu zaman fark edilmeyen bir örüntü. Aşağıdaki noktalar akılda kalsın.